Skip to main content

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İLE SULAR YÜKSELİYOR. BİZ NE YAPIYORUZ?

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İLE SULAR YÜKSELİYOR. BİZ NE YAPIYORUZ?

National Geographic Türkiye’nin son sayısının ana konusu iklim değişikliği idi. İklim değişikliğinin detaylı bir şekilde irdelendiği makelelerin ilki, suların yükselmesi konusunu irdeliyordu.
Makaleye göre dünyanın son yüzyılda yarım dereceden fazla ısınmasıyla, deniz düzeyinin 20 cm yükselmesine neden olduk. Altı yıl önce yayımlanan IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) raporuna göre bu yüzyılın sonunda 58 cm yükseleceği öngörülmekte. Ancak bu öngörüde buzulların denize karışması süreci ile bazı hesaplamaların net olmadığı belirtilmekte. IPCC’nin yakın zamanda çıkması beklenen son raporunda, elde edilen yeni verilerle bu hesaplamaların biraz daha geliştirildiği ve 2100 yılında deniz yüksekliğinin bugüne göre 1 metre daha yükseleceği öngörülmekte. Ve ne acıdır ki bu tahminlerin en iyimser tahminler....
Yapılan diğer çalışmalara göre deniz düzeyi yükselme seviyelerinin daha farklı olduğu hesaplanmış. Farklı uzmanların ve kurumların yapmış olduğu hesaplamalara göre denizin 1,5 metre ile 66 metreye kadar yükselebileceği öngörülmüş. 66 metre (ki en kötü senaryo), buzulsuz bir dünya öngörülerek hesaplanmış. Böylesi bir dünya binyıllar sonra olabilir diyor bilim adamları. Ama şu bir gerçek: iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının salınımlarını, ne kadar azaltırsak azaltalım, sıcaklıklar geçmiş döneme göre artacak ve sular da yükselecek. Kaçınılmaz bir biçimde yükselen sular, zamanla bazı bölgeleri sular altında bırakacaktır. Bu artık bir gerçek... Ve yine öngörülen, daha yoksul ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler buna daha zor uyum sağlayacaklar.
Bazı örnekler de verilmiş makalede. Örneğin New York’un geçtiğimiz sene Sandy kasırgasına savunmasız yakalanması sonucunda, 35 kişi boğularak olmak üzere 43 kişi yaşamını yitirirken, kasırganın toplam zararının 19 Milyar dolar olduğu görülüyor. Buna benzer birçok örnek verebilmek mümkün.
Bu nedenle birçok gelişmiş ülke iklim değişikliğine ve suların yükselmesine karşı önlemlerle ilgili çalışmalarına başlamış. Örneğin Hollandalılar, kendilerine özel durumdan da dolayı, 40 yıldan uzun süren ve toplam 6 milyar doların üzerinde harcamaya yol açan setler ve bariyerler inşaa ettiler. Yine Hollanda’da yüzer evler yapma, coğrafik yapıya uygun 16,000 km’lik set yapılması, hareketli bariyerler gibi birçok önlemler alınmış durumda. Ve halen daha bu konuda çalışmalar devam etmekte. Zaten bu tür konular %26’sı deniz düzeyinin altında olan bir ülke için ulusal güvenlik sorunu sayılmakta.
Bu arada bazı gazetelerimize ve sosyal medyaya konu olan ve tüm buzullar erirse ve sular 66 metre yükselirse, Kıbrıs adasının da belli bir bölümlerinin de sular altında kalacağı resimlerle gösterilmiş. Eldeki bilgiler, yapılan modellemeler, grafikler ve resimler insanı düşünmeye sevk ediyor. Ama ben bizimle ilgili yazmadan önce, yakın komşularımızın ne yaptığını biraz araştırayım dedim.
Örneğin Türkiye, içinde eksiklikler olmasına rağmen Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi ve İklim Değişikliği Eylem Planı hazırlamış. Ayrıca, BM’ye İklim Değişikliği ile ilgili düzenli olarak Bildirim Raporları sunmakta ve bu belgelerde bazı çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Türkiyenin iklim değişikliğinden nasıl etkilendiği, bunlara karşı ne gibi önlemler almaya çalıştığını daha detaylı bir şekilde bir başka yazımda vermeye çalışacağım.
Gelelim en yakın komşumuza yani ayni adayı paylaştığımız Güney Kıbrıs’a. Güney Kıbrıs’ın da konuyla ilgili bazı çalışamalar yaptığını biliyoruz. Zaten AB üyesi olan Güney Kıbrıs, mevzuatlarını AB’ye uyumlaştırdığından hali hazırda bazı adımlar atmış durumda. Güney Kıbrıs’ın AB’ye sunduğu resmi raporlara bakıldığında iklim değişikliğinde esas çalışmaların su sıkıntısı, sel ve erozyon ve kıyı koruma gibi konular üzerine yapıldığı görülmektedir.
Ama bunun yanı sıra suların yükselmesi ile ilgili bazı çalışmalar da yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda, suların 2050’de 0.5 metre ve 2100 yılında 1 metre yükseleceği kabulü ile Larnaka bölgesinin, özellikle tuz gölü bölgesinin etkileneceği öngörülmüş. Burada Larnaka Havaalanı ve denizden içme suyu elde edilen arıtma tesisinin de bulunduğu bu çalışmada belirtilmiş. Bu alanın yanı sıra, bazı sulak alanların, Akama özel çevre koruma bölgesinin, Lara kaplumbağa koruma alanının, bazı önemli deniz mağaralarının ve Poli sahilinin etkilenebilecek ve en kırılgan bölgeler olarak görüldüğü saptanmıştır. Yani özetle bazı çalışmalar yapılmış ve öngörüler yapılmaya başlanmış.
Peki Kuzey Kıbrıs olarak biz bu konuda ne yapıyoruz? Suların yükselmesiyle ilgili nasıl hazırlanıyoruz? Yaptığım araştırmaya ve elde ettiğim bilgilere göre iklim değişikliği ile ilgili bazı çalışamalar Meteorololji Dairesi tarafından yapılmış, ancak bunlar sadece sıcaklıkların nasıl yükseleceği ile ilgili senaryolar üzerine. Bir de yine zaman zaman bazı üniversitelerimizin, sivil toplum örgütlerinin ve devlet kurumlarının düzenlendiği konferanslarda yapılan tartışmalar olduğu görülmektedir. Ancak ne yazık ki bunlar hep seminer, konferans olarak kalmaktadır. Yani özetle aslında pek bir şey yapmıyoruz. Peki suların yükselmesinden etkilenebilecek bir ada olarak ne yapmalıyız? Bunları ne kadar düşünüp, ne kadar tartıştık?
Kanımca, öncellikle konuyla ilgili çalışmaya başlanmalı ve çeşitli senaryolara göre, suların yükselmesi halinde hangi bölgelerin sular altında kalacağı belirlenmelidir. Sular altında kalacak bölgelerde mevcut durumda neler olduğu, çevresel ve ekonomik olarak bu alanların nasıl etkilenileceği ortaya konmalıdır. Bu tespitlerden sonra gelecekte yapılacak tüm planlamalar bu etkiler göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Örneğin imar planlarımız, turizm planlarımız, tarım planlarımız vb buna göre revize edilmelidir.
Bu sadece suların yükselmesi ile ilgilidir. Aslında çeşitli senaryolara göre sadece sular altında kalacak bölgeler değil, iklim değişikliğinin ülkeyi nasıl etkileyeceği ortaya konmalı ve buna göre strateji ve eylem planı geliştirilmelidir. Örneğin iklim değişikliği senaryolarında Kıbrıs’ın çok büyük bir çölleşme tehditi altında olduğu görülmektedir. Bu konuda ne yapılacaktır? Zaten hali hazırda yaşanan su sıkıntısı ile ilgili uzun vadeli planlama ne olacaktır? Tarımsal gelişimimiz nasıl olacaktır? Burada adaptasyon kavramı devreye girmektedir. Adaptasyon özetle ; iklim değişikliği olacaktır, ülkeler bunu kabul ederek buna uyum sağlayacak uygulamalara geçmelidir. Örneğin daha sıcağa dayanıklı tarım uygulamalarına geçmek gibi.
İşte tüm bu konuları içerecek çalışamalara bir an önce başlanmalıdır. Bu konuda ilgili resmi kurumlara ek olarak, üniversiteler, sivil toplum örgütleri iş birliği içinde çalışmalı ve bir strateji ve eylem planı ortaya konmalıdır diye düşünüyorum.
Yeniden görüşmek üzere…

İA

Comments

Popular posts from this blog

ÇEVRE YÖNETİMİ İÇİN NASIL BİR KURUM

Ülkemizde her geçen gün artan çevre sorunlarına çözüm bulunması adamızın geleceği için çok önemli. Bu çevre sorunlarının çözülebilmesi için yasal mevzuata ek olarak, bu mevzuatı hazırlayacak ve uygulayacak iyi bir kurumsal yapı olması gerekli. Ancak ne yazık ki, tüm kamu sektöründe yaşanan yapısal sorunlar, çevre sektörünün yapılanmasında da görülmekte. Biraz geçmişe bakarsak, ülkemizde ilk Çevre Yasası 1989 yılında çıkmış, Çevre Koruma Dairesi ise, bu yasayı uygulaması amacıyla 1990 yılında kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla, eski Çevre Yasalarının yürürlükten kaldırılmaları ile 1997 ve en nihayetinde 2012 yıllarında yeni Çevre Yasası yürürlüğe girmiştir. Tabii yaklaşık 24 yıllık serüvende, yasanın temel uygulayıcısı konumundaki Çevre Bakanlığı ise çok daha uzun bir yolculuk yapmış ve genellikle zayıf bir Bakanlık olarak kalmıştır. Mevcut siyasi yapı nedeniyle “Çevre”, kurulan her hükümette, bazı örnekler verecek olursa, Spor, Gençlik, Turizm, Ekonomi, İçişleri ve Sağlık gibi konul...

Belediyelerimiz

Kış mevsiminde yağan bazı sağanak yağışlar sonrası yine bildik su taşkını görüntüleriyle karşılaştık. Yaşanan su baskınlarına son örnek geçtiğimiz ay Girne bölgesinde yaşanan su taşkınları verilebilir. Konuyla ilgili fotoğraflar sosyal medyada bolca paylaşıldı. Bu görüntüleri sadece Girne bölgesinde değil, farklı zamanlarda diğer belediyelerimizde de görmek mümkün. Genelde yetersiz altyapılar nedeniyle yaşanan su taşkınları, kuraklık yaşayan bir ada için çok acı aslında. Yıl genelinde yaşanan su kıtlığının azalması için yağmura ihtiyaç duyan adamızda, neredeyse her yağmurda yaşanan su taşkınları nedeniyle vatandaşlar olarak bizler yağmur yağmasın diye dua edecek duruma geldik. Bir kentin birçok altyapısını projelendirme ve uygulama yetkisini yasalarla alan belediyelerimiz, ne yazık ki iş uygulamaya gelince bu konuda sıkıntılar yaşamaktadır. Kanımca bunun sebebi sadece yaşadıkları mali sıkıntılar değil, Başkanların önceliklerinin altyapı olmamasıdır. Birçok Belediye Başkanına göre a...

Let’s Do It- “Hade temizleylim” !!!

Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre günü “Let’s Do It” “Hade Yapalım” çöp temizlik kampanyası ile kutlandı. Kişisel olarak temizlik kampanyalarının farkındalık yarattığına inanan birisi değilim. Özellikle tamamıyla gönüllülük ilkesine göre yapılan bir kampanyada katılımcıların etraflarına çöp atan kişiler olmadığını düşünmekteyim. Ancak çevreyi seven ve elinden geldiğince korumaya çalışan bir kişi olarak böyle bir kampanyaya katılmamak elimde değildi açıkcası. Sonuçta iyisiyle kötüsüyle” let’s do it”, yani “hade yapalım” temizlik kampanyasını tamamladık. Estonya’da başlatılan ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yapılan temizlik kampanyasına böylece bu sene ülkemiz de katılmış oldu. Sayıları binleri bulan gönüllüler, yolları, plajları ve tarihi eserleri ellerinden geldiğince temizlediler. Bu organizasyona katkı koyan sivil toplum ve kamu kurum ve kuruluşlardaki tüm arkadaşlara gönülden teşekkürler. Bir teşekkür de organizasyon komitesindeki arkadaşlara. Biliyorum ki sabah akşam demeden saatleri...