Skip to main content

Belediyelerimiz

Kış mevsiminde yağan bazı sağanak yağışlar sonrası yine bildik su taşkını görüntüleriyle karşılaştık. Yaşanan su baskınlarına son örnek geçtiğimiz ay Girne bölgesinde yaşanan su taşkınları verilebilir. Konuyla ilgili fotoğraflar sosyal medyada bolca paylaşıldı. Bu görüntüleri sadece Girne bölgesinde değil, farklı zamanlarda diğer belediyelerimizde de görmek mümkün. Genelde yetersiz altyapılar nedeniyle yaşanan su taşkınları, kuraklık yaşayan bir ada için çok acı aslında. Yıl genelinde yaşanan su kıtlığının azalması için yağmura ihtiyaç duyan adamızda, neredeyse her yağmurda yaşanan su taşkınları nedeniyle vatandaşlar olarak bizler yağmur yağmasın diye dua edecek duruma geldik.
Bir kentin birçok altyapısını projelendirme ve uygulama yetkisini yasalarla alan belediyelerimiz, ne yazık ki iş uygulamaya gelince bu konuda sıkıntılar yaşamaktadır. Kanımca bunun sebebi sadece yaşadıkları mali sıkıntılar değil, Başkanların önceliklerinin altyapı olmamasıdır. Birçok Belediye Başkanına göre altyapıya atılan “para”, görülmeyen işe yapılan bir yatırımdır. Bu nedenle Başkanlar öncelikle üst yapıya yatırım yapmayı veya sosyal projelere yatırım yapmayı daha önemli görüyor. Ancak belediyelerin yasal sorumluluklarını belirleyen ve şu anda yürürlükte olan 51/1995 sayılı Belediyeler Yasasına göre, belediyeler içerisinde birçok altyapının kurulup işletilmesi sorumluluğu, Belediyelere aittir. En özet şekilde belediyelerin çevre konularında altyapıları ile ilgili durumuna bakalım.
51/1995 Belediyeler Yasasına göre belediyelerin; “belde halkının gereksinim duyduğu sağlıklı içme ve kullanma suyu ile endüstri suyunu sağlamak, ilgili tesisler kurmak;”la ilgili görevi bulunmaktadır. Peki şu anda kaç Belediyemiz bu görevini yerine getirmektedir. Kaç belediyemiz istenen standartlarda olmayan bu suyu arıtacak bir sistem kurup görevini yerini getirmektedir?
Belediyelerimizin yasal bir diğer sorumluluğu “genel yerlerin, ev ve iş yerlerinin çöp ve süprüntülerini toplamak veya toplattırıp yok ettirmek ve bu amaç için gerekli olan araçları temin etmek, tesisler kurmak veya bu amaç için anlaşmalar yapmak” tır. Ama ne yazık ki bu konuda da uygulamada bir çok sıkıntı bulunmaktadır. Birçok belediye katı atıklarını kentlerine en yakın gözden en uzak bölgede vahşi depolama yöntemleriyle imha etmektedir. Bu uygulama da beraberinde bir çok çevre sorununu getirmektedir.
Yine yasaya göre Belediyelerimiz, “sağlık koşullarına uygun kanalizasyon ve lağım çukurları yapmak veya yaptırmak ve bunların bakım, idame ve işletmelerini sağlamak” tan sorumludurlar. Ancak ne yazık ki bugün ülkemizdeki mevcut duruma baktığımızda Lefkoşa, Gönyeli, Girne, Güzelyurt ve Gazimağusa hariç geriye kalan 23 belediyemizde kanalizasyon altyapısı ve arıtma tesisi bulunmamaktadır. Olan belediyelerde de kanalizasyon sistemine bağlanan hane sayısı yüzdesi istenilen seviyede değildir. Kanalizasyona bağlı olmayan hanelerde atık sular septik tank ve emici kuyulara verilmekte, dolan bu sistemler ise vidanjör suları ile çekilmektedir. Daha sonra ise birçok belediyede alıcı ortamlara boşaltılmakta ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Arıtma tesisi olan belediyelerimizin bazılarında ise zaman zaman hedeflenen arıtma verimliliğine ulaşılamamakta ve bu durum da yine çevre kirliliği yaratmaktadır.
Burada bahsettiğim temel çevre konularına ek belediyelerin daha birçok sorumlulukları vardır. Hijyen kurallarına uygun, çevre sorunu yaratmayan mezbahalar gibi tarım ve sağlıkla ilgili konulardan tutun da, parklar, bahçeler gibi diğer konulara çok geniş sorumluluk alanına sahip olan belediyelerimiz bu konuların birçoğunu uygulamada sıkıntılar yaşamaktadır.
İşin gerçeği bu yapıyla belediyelerimizin bunları ne kadar başarabilir? Tam anlamıyla günlük yaşamla ilgili uygulamaları yapmakla yükümlü olan ve sayısı yirmi sekiz olan belediyelerimizin ciddi reformlara ihtiyaçları olduğu görülmektedir.
Haziranda yapılacak seçimler öncesinde belediyeleri irdelemeye devam etmeyi düşünüyorum. Görüşmek üzere...





Comments

Popular posts from this blog

ÇEVRE YÖNETİMİ İÇİN NASIL BİR KURUM

Ülkemizde her geçen gün artan çevre sorunlarına çözüm bulunması adamızın geleceği için çok önemli. Bu çevre sorunlarının çözülebilmesi için yasal mevzuata ek olarak, bu mevzuatı hazırlayacak ve uygulayacak iyi bir kurumsal yapı olması gerekli. Ancak ne yazık ki, tüm kamu sektöründe yaşanan yapısal sorunlar, çevre sektörünün yapılanmasında da görülmekte. Biraz geçmişe bakarsak, ülkemizde ilk Çevre Yasası 1989 yılında çıkmış, Çevre Koruma Dairesi ise, bu yasayı uygulaması amacıyla 1990 yılında kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla, eski Çevre Yasalarının yürürlükten kaldırılmaları ile 1997 ve en nihayetinde 2012 yıllarında yeni Çevre Yasası yürürlüğe girmiştir. Tabii yaklaşık 24 yıllık serüvende, yasanın temel uygulayıcısı konumundaki Çevre Bakanlığı ise çok daha uzun bir yolculuk yapmış ve genellikle zayıf bir Bakanlık olarak kalmıştır. Mevcut siyasi yapı nedeniyle “Çevre”, kurulan her hükümette, bazı örnekler verecek olursa, Spor, Gençlik, Turizm, Ekonomi, İçişleri ve Sağlık gibi konul...

Let’s Do It- “Hade temizleylim” !!!

Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre günü “Let’s Do It” “Hade Yapalım” çöp temizlik kampanyası ile kutlandı. Kişisel olarak temizlik kampanyalarının farkındalık yarattığına inanan birisi değilim. Özellikle tamamıyla gönüllülük ilkesine göre yapılan bir kampanyada katılımcıların etraflarına çöp atan kişiler olmadığını düşünmekteyim. Ancak çevreyi seven ve elinden geldiğince korumaya çalışan bir kişi olarak böyle bir kampanyaya katılmamak elimde değildi açıkcası. Sonuçta iyisiyle kötüsüyle” let’s do it”, yani “hade yapalım” temizlik kampanyasını tamamladık. Estonya’da başlatılan ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yapılan temizlik kampanyasına böylece bu sene ülkemiz de katılmış oldu. Sayıları binleri bulan gönüllüler, yolları, plajları ve tarihi eserleri ellerinden geldiğince temizlediler. Bu organizasyona katkı koyan sivil toplum ve kamu kurum ve kuruluşlardaki tüm arkadaşlara gönülden teşekkürler. Bir teşekkür de organizasyon komitesindeki arkadaşlara. Biliyorum ki sabah akşam demeden saatleri...