Skip to main content

SU, ÇEVRE VE TARIM KONGRESİNİN ARDINDAN

Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Maden, Metalurji ve Jeoloji Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve benim de bağlı bulunduğum Çevre Mühendisleri Odasının düzenlediği “Su, Çevre ve Tarım Kongresi”ne katıldık. Ülkemiz için gerçekten önemli olan bu üç konuda yapılan sunumlar ve sunumlar sonrası yapılan tartışmalar faydalıydı diye düşünüyorum. Özellikle açılış oturumuna ilgili devlet yetkililerinin katılımı (Cumhurbaşkanı, 2. Cumhurbaşkanı, Çevre Bakanı, Tarım Bakanı, Çalışma Bakanı ve ilgili Müdürler) ve kamuoyuna verdiği mesajlar, gelecekle ilgili bizlere bazı ipuçları vermiştir.
Bilindiği üzere su dünyamızda kıt bir kaynaktır. Ancak değişen iklim koşulları ile azalan yağışlar yüzünden daha da azalan su kaynakları, bir de insan faaliyetleri ile kirletilmekte ve kullanılamaz hale gelmektedir. Bu nedenle bilim insanları, önümüzdeki dönemde suyun daha da bir kıt kaynak olacağını düşünmektedir. Akdeniz’de bir ada olan Kıbrıs’ta ise su kaynaklarıyla ilgili durum çok daha ciddidir. Soruna bir nebze çözüm olacağı düşünülen Türkiye’den gelecek su projesi, Kuzey Kıbrıs için önemli bir projedir. Ancak ne kadar sürdürülebilir bir proje olduğu tartışılır. Su fakiri bir ülke olan Türkiye’nin kendine yetmeyen ve yetmeyecek olan su kaynaklarını başka bir ülkeye taşıması, önümüzdeki dönemde Türkiye’de olabilecek aşırı bir su kıtlığında tartışılabilir noktaya gelecektir.
Kongre başlığına uygun ve gündemdeki bir konu olan Türkiye’den gelecek su projesiyle ilgili olarak açılış konuşmacıları olan Devlet büyüklerimiz, konuya ilişkin görüşlerini aktardılar ve genelde projeye tam destek belirttiler ve sahiplendiler. 1986 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti ile başlatılan suyla ilgili projelerin son olarak bu proje ile devam ettiğinden bahsedildiği açılış konuşmalarında, projenin bu yıl içerisinde tamamlanacağını ve gelecek olan toplam 75 Milyon metreküp suyun yaklaşık yarı yarıya kullanma ve sulama suyu olarak kullanılmasının planlandığını belirtmiştir. Burada hemen hemen tüm siyasetçiler suyun doğru kullanılması gerektiğine vurgu yaptılar ve bu su ile tarımsal üretimde iyi yönde gelişmelerin sağlanacağını belirttiler. Ayrıca bu projenin sadece su projesi değil, dünyada bir ilk olması nedeniyle bir prestij projesi olduğu vurgulandı. Projenin yanı sıra, çevreyi kirletenlere ceza, eğitim, Su Yasasının hazırlanması, Çevre Yasasında değişiklikler yapılması, çevreyle ilgili kısa, orta ve uzun vadeli projeler, gıda güvenliği, iklim şartlarına uygun tarımsal ürün yetiştirme ise siyasilerin değindiği diğer konulardı.
Yine açılış konuşmalarında Birlik ve Oda yetkilileri ise su sorunlarının kronikleştiği, suyla ilgili politikaların belirlenmesi gerektiği, ziraat konusunda planlamaların yapılması gerektiği, zirai uygulamalar ve ilaç kalıntıları konusunda bilgi kirliliği olduğu, Türkiye'den getirilecek suyun önemli olduğu ama var olan kaynakların da kirletilmemesi gerektiği dile getirildi.
Bana burada ilginç gelen, sivil toplum olarak Odalar ve Birlik ile siyasilerin konuşmalarının birçok noktada örtüşmesidiydi. Özellikle su projesinde her iki kesimde suyun verimli ve doğru şekilde yönetilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. Aslında benim şahsen burada beklediğim, Odaların su ve diğer konulara daha bir eleştirel yaklaşması ve konularla ilgili teknik çözüm önerilerini yapmalarıydı.
Açılış konuşmaları ardından yapılan oturumlarda ise konular teknik olarak tartışıldı. Kurumlar ve kişiler yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verirken, soru cevap bölümünde ise yapılan tartışmalarla ilgili bilgi alışverişinde bulundular. Sivil toplum örgütleri de gerek yaptıkları sunumlarla konularla ilgili görüşlerini aktarmışlar ve gerekse sorunlarla ilgili eleştiri fırsatlarını bulmuşlardır.
Dinleyicilerin en büyük şikayeti, böylesi toplantılarda sözlerini duyan siyasetçilerin ve idarecilerin olmaması ve bu tip organizasyonlardan çıkan sonuçların dikkate alınmayıp uygulanmaması üzerineydi. Kaba bir tabirle “kendimiz çalıp, kendimiz oynuyoruz” diyen dinleyiciler, yasaların hazırlanmasının önemli olduğunu, ancak ülkede var olan bir çok yasanın uygulanmamasının ciddi bir sorun olduğunu da vurguladılar.
Sunumlarda ve yapılan tartışmalarda görülmektedir ki, gerek su, gerek çevre gerekse de tarım konularında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Tüm bu konularla ilgili sorunlar her geçen gün artmakta ve çözüm arayışları sorunlara yetişememektedir. Özellikle ülkede yaşanan siyasi istikrarsızlık, kurumları sorunlara kalıcı ve uzun vadeli çözümler bulmak yerine, kısa vadeli günü kurtarıcı çözümlere itmekte, bu da sorunların büyümesine neden olmaktadır.
Son yorum olarak şunu diyebilirim; açılış bölümünde olan kalabalık, günün ilerleyen her oturumunda gittikçe azalsa da, kendi gözlemlerime göre katılımın yine de geçmiş benzer organizasyonlardakine kıyasla daha fazla olması sevindiriciydi. Sanırım kongrenin esas amacı olan konularla ilgili farkındalık yaratma, hedefine ulaşmıştır. Ortaya çıkacak sonuç bildirgesinin karar vericilere ulaşması ve daha sonra takip edilmesi ise asıl önemli olandır.
Kongreyi organize edenlere ve bu organizasyonda tüm emeği geçenlere bir kez daha teşekkürler.



 








Comments

Popular posts from this blog

ÇEVRE YÖNETİMİ İÇİN NASIL BİR KURUM

Ülkemizde her geçen gün artan çevre sorunlarına çözüm bulunması adamızın geleceği için çok önemli. Bu çevre sorunlarının çözülebilmesi için yasal mevzuata ek olarak, bu mevzuatı hazırlayacak ve uygulayacak iyi bir kurumsal yapı olması gerekli. Ancak ne yazık ki, tüm kamu sektöründe yaşanan yapısal sorunlar, çevre sektörünün yapılanmasında da görülmekte. Biraz geçmişe bakarsak, ülkemizde ilk Çevre Yasası 1989 yılında çıkmış, Çevre Koruma Dairesi ise, bu yasayı uygulaması amacıyla 1990 yılında kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla, eski Çevre Yasalarının yürürlükten kaldırılmaları ile 1997 ve en nihayetinde 2012 yıllarında yeni Çevre Yasası yürürlüğe girmiştir. Tabii yaklaşık 24 yıllık serüvende, yasanın temel uygulayıcısı konumundaki Çevre Bakanlığı ise çok daha uzun bir yolculuk yapmış ve genellikle zayıf bir Bakanlık olarak kalmıştır. Mevcut siyasi yapı nedeniyle “Çevre”, kurulan her hükümette, bazı örnekler verecek olursa, Spor, Gençlik, Turizm, Ekonomi, İçişleri ve Sağlık gibi konul...

Belediyelerimiz

Kış mevsiminde yağan bazı sağanak yağışlar sonrası yine bildik su taşkını görüntüleriyle karşılaştık. Yaşanan su baskınlarına son örnek geçtiğimiz ay Girne bölgesinde yaşanan su taşkınları verilebilir. Konuyla ilgili fotoğraflar sosyal medyada bolca paylaşıldı. Bu görüntüleri sadece Girne bölgesinde değil, farklı zamanlarda diğer belediyelerimizde de görmek mümkün. Genelde yetersiz altyapılar nedeniyle yaşanan su taşkınları, kuraklık yaşayan bir ada için çok acı aslında. Yıl genelinde yaşanan su kıtlığının azalması için yağmura ihtiyaç duyan adamızda, neredeyse her yağmurda yaşanan su taşkınları nedeniyle vatandaşlar olarak bizler yağmur yağmasın diye dua edecek duruma geldik. Bir kentin birçok altyapısını projelendirme ve uygulama yetkisini yasalarla alan belediyelerimiz, ne yazık ki iş uygulamaya gelince bu konuda sıkıntılar yaşamaktadır. Kanımca bunun sebebi sadece yaşadıkları mali sıkıntılar değil, Başkanların önceliklerinin altyapı olmamasıdır. Birçok Belediye Başkanına göre a...

Let’s Do It- “Hade temizleylim” !!!

Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre günü “Let’s Do It” “Hade Yapalım” çöp temizlik kampanyası ile kutlandı. Kişisel olarak temizlik kampanyalarının farkındalık yarattığına inanan birisi değilim. Özellikle tamamıyla gönüllülük ilkesine göre yapılan bir kampanyada katılımcıların etraflarına çöp atan kişiler olmadığını düşünmekteyim. Ancak çevreyi seven ve elinden geldiğince korumaya çalışan bir kişi olarak böyle bir kampanyaya katılmamak elimde değildi açıkcası. Sonuçta iyisiyle kötüsüyle” let’s do it”, yani “hade yapalım” temizlik kampanyasını tamamladık. Estonya’da başlatılan ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yapılan temizlik kampanyasına böylece bu sene ülkemiz de katılmış oldu. Sayıları binleri bulan gönüllüler, yolları, plajları ve tarihi eserleri ellerinden geldiğince temizlediler. Bu organizasyona katkı koyan sivil toplum ve kamu kurum ve kuruluşlardaki tüm arkadaşlara gönülden teşekkürler. Bir teşekkür de organizasyon komitesindeki arkadaşlara. Biliyorum ki sabah akşam demeden saatleri...