İlk
Covid vakasının üzerinden aylar geçti. Aşılar bulundu ama bu virüse karşı hala
kalıcı bir çözüm bulunamadı. Yaşanan süreç insanların sosyal yaşamlarını,
ekonomik durumlarını ve sağlıklarını etkiledi. Peki bu salgının çevreye
etkileri ne oldu?
Öncellikle
yaşadığımız yeni koronavirüs aslında Ebola, AIDS, SARS, kuş gribi ve domuz
gribi gibi son dönemde ortaya çıkan hastalıkların sonuncusudur. Tüm bu
hastalıkların ortak özelliği ise hayvan kaynaklı olmalarıdır. İnsanların doğayla
olan yanlış etkileşimleri aslında yine insanları olumsuz etkilemiştir. Dünyadaki
ormanların hızla yok edilmesi, canlıların yaşam alanlarının azalması ve buna
bağlı olarak canlı nüfusunun azalması, kaçak avcılık, bazı türlerin yok olması
ve canlı ticaretinin artması (özellikle yaban hayvanlarının) ile hayvanlardan
insanlara geçen hastalıklarda artış olduğu görülmektedir. Küreselleşen ve
yaşamın hızlandığı dünyada, bir bölgede başlayan hastalıklar bölgesel olmaktan
çıkıp hızla küresel salgına dönüşebilmektedir.
Kıbrıs’ta
ilk salgın vakasının görülmesinin üzerinden yaklaşık on üç ay geçti. Bu on üç
ay içerisinde ülkemiz iki kez tam kapanma yaşamış ve elzem yerler hariç birçok
insan günlerini, haftalarını ve hatta aylarını evlerinde kapalı olarak
geçirmişlerdir. Birçok ülke gibi ülkemiz de sağlık sorunlarının yanı sıra
ekonomik ve sosyal sorunlar yaşamıştır ve yaşamaktadır.
Tüm
dünyada olduğu gibi salgın döneminde insanların evlere kapanmasıyla birlikte özel
araçların, ticari ve toplu taşıma araçlarının kullanımı azalmıştır. Dolayısıyla
bu faaliyetlerin çevresel etkileri de azalmıştır. Birçok işyerinin kapalı
olması, birçok sanayi faaliyetinin yine kapalı olması nedeniyle fosil yakıt
kullanımında azalma olmuştur. Böylece hava kalitesinde iyileşme olmuştur. Ülkemizde
de yaklaşık bir sene önce Çevre Koruma Dairesi, insan faaliyetlerindeki azalma
nedeniyle hava kirliliği değerlerinde önemli bir düşüş yaşandığını
açıklamıştır. 15 Nisan 2020 tarihli açıklamada azot dioksit ve toz değerlerinde
ortalama yüzde 50 düşüş yaşandığının gözlemlendiği bilgisi verilmiştir.[1]. Nature Climate Change
yayınladığı rapora göre de 2020 yılında günlük üretilen karbondioksit emsiyonlarının
dünya genelinde yüzde on yedi düştüğü tespit edilmiştir. Ayrıca faaliyetlerin
kapatılması veya kısıtlama getirilmesi ile yaşanan ses kirliliklerinde azalma
meydana gelmiştir.
Öte yandan
korona virüsüne karşı alınan önlemlerin çevreye olumsuz anlamda da etkisi
olmuştur.
Maske, Mesafe, Hijyen.
Bilindiği
üzere korona virüs ile mücadele için belirlenen yöntemlerden bir tanesi maske
takılmasıdır. Dünya ve Kıbrıs genelinde hastalıktan korunmak için maske ve
kısmen eldiven takılması ile yeni bir çevre sorunumuz ortaya çıkmıştır. Yine yukarıda
belirttiğimiz Çevre Koruma Dairesinenin yaptığı aynı açıklama içerisinde maske
ve eldivenlerin gelişi güzel atılmaları nedeniyle sorunlar yaşandığı da
bildirilmiştir. Salgın nedeniyle kullanımı artan koruyucu ve sıhhi materyaller,
çevre sorunlarını artırmaktadır. Kullanılan yüz maskeleri, eldivenler ve
koruyucu kıyafetler bu tür atık miktarlarında büyük artış getirmiştir. Bugün
bazı ülkelerin kıyılarına bu tür atıkların ulaştığı haberleri görülmektedir. Bu
durum da zaten denizlerde yaşanan atık sorununu daha da artmaktadır. Bu sorunu
ülkemizde de sık sık gözlemleyebiliyoruz. Yollarda, boş arazilerde ve
denizlerimizde maske ve eldiven atıkları sık görülür olmuştur.
Korona virüs ile mücale için belirlenen yöntemlerden bir
diğeri olan hijyen için ise en temel uygulama, ellerimizin sabunla sık bir
şekilde yıkanmasıdır. Bu da bize kişi başı su kullanımının arttırdığını
düşündürmektedir. Ellerin daha sık ve uzun şekilde yıkanması bunun nedenidir. Bir
diğer hijyeni sağlama şekli ise el ve yüzey dezenfektanlarının kullanımıdır. Bu
tür malzemelerin üretiminde ve kullanımında artış olduğunu tahmin etmek yanlış
olmasa gerek. Maalesef ülkemizde iki konu ile ilgili veri bulunmamaktadır ancak
dünyada bu konuda sorunların arttığını belirten çalışmalar mevcuttur.
Öte yandan kanalizasyon ve arıtma tesislerine gelen atık
suların içinde corona virüs tespit edilmektedir. Hatta bazı ülkeler, hastalığın
seyrini, atık sulardaki virüs miktarı ile de takip etmektedir. Virüsün atık
sudan insana bulaşıp bulaşmayacağı henüz tam olarak bilinmese de bu konuda
ihtiyatlılık ilkesine göre hareket etmenin önemli olacağı düşüncesindeyim. Kontrolsüz
şekilde kullanılan ve yeterli dezenfeksiyon işlemine tabii olmayan arıtılmış
atık suların kullanımı sağlık açısından risk teşkil etmektedir. Bu suları kullanan
insanlarımızın dikkatli olmaları çok önemlidir.
YA SONRASI?
Peki salgın sonrası çevre açısından bizi neler bekliyor?
Şahsi fikrim, çevrenin bozulmasının daha
da artacağıdır. Salgın nedeniyle duran veya durgunluk yaşayan ekonomik
faaliyetlerin, normale dönüşün ardından, geçmişin acısını çıkarırcasına
artacağını düşünmekteyim. Ekonomik aktörler kaybettiklerini geri kazanmak adına,
doğayı daha çok sömürecek ve çevreyi daha az önemseyeceklerdir. Örneğin
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), dünya ekonomisinin, salgının ardından
toparlanmaya başlamasıyla, artan enerji talebi nedeniyle, karbondioksit
salınımında büyük bir artış olmasını bekliyor. Bu konuda verilebilecek örnekler;
üretimin durduğu veya azaldığı sanayi sektörleri, havacılık ve turizm
faaliyetleridir.
Salgın nedeniyle ekonomik faaliyetlerin durdurulması,
kısmi kapatılması ve azalması nedeniyle bazı işletmeler ekonomik olarak zor
duruma girmişlerdir. Bu tesislerin faaliyetlerini artması ile birlikte var olan
çevreye etkileri yeniden gündeme gelecektir. Bilindiği üzere çevreye olumsuz
olan etkileri gidermek için önlemler almak bir maliyettir. Çevresel
duyarlılığın az olduğu bizim gibi ülkelerden şikâyet konusu olan bu yatırımlar,
ekonominin de kötü olması bahanesiyle göz ardı edilirse, hali hazırda yaşadığımız
çevre sorunları daha da büyüyecek ve daha ciddi bir boyuta gelebilecektir. Bu
duruma benzer örnekler geçmişte yaşanmıştır.
Bu kötümser tahminleri ters çevirmek ve için ise, yaşanan
krizi bir fırsat olarak düşünmek ve geçmişte yapılan yanlışlardan ders çıkarmak
gerekmektedir. Bu nedenle bu kez ekonomik faaliyetleri artırırken çevreyi de ön
planda tutarak ve gelişmeyi çevreyi koruyarak tamamlanabilir. Planlı gelişen,
doğal kaynakları koruyan, daha az sera gazı üreten, daha az su tüketen,
ürettiği atık suyu arıtarak yeniden kullanan, daha az atık üreten, ürettiği
atığı yeniden kullanan ve geri dönüştüren, çevreyi ön planda tutan ekonomik
faaliyetlerle daha temiz ve yaşanabilir bir Dünya mümkündür.

Comments
Post a Comment