Skip to main content

İlk yazım

Zaman zaman arkadaşlardan eleştiri aldığım oluyordu yaşanan çevre olaylarına karşı sessiz olduğumla ilgili. Bu eleştirlerin çok da haklı olmadığı inancındayım ama bu isteklerin de niye geldiğini tahmin etmekteyim. Açıkcası bir Çevre Mühendisi ve Çevre Koruma Dairesi sözleşmeli personeli olarak kendimde de pek açıklama yapma hakkını bugüne kadar doğru bulmadım. Ancak son zamanlarda yaşanan sorunlar ve gelişen olaylar bu fikrimi değiştirdi. Bir anayasal hak da olan bireylerin fikirlerini söylemesi gerçeğiyle, zaman zaman bazı fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir de işin bir başka boyutu var tabii. Bu yazıları okuyanlardan da eleştiriler geleceğini şimdiden tahmin ediyorum. Özellikle bir Daire çalışanı olarak niye yazdıklarınızı uygulamıyorsunuz da bu yazıları yazıyorsunuz diye eleştiri gelecektir. Ancak kamu yönetiminde bir çalışanın fikirlerini uygulamaya koyması sistem gereği çok zor. Bunun üst hiyerarşi tarafından benimsenmesi, politikaya, programa, plana ve uygulamaya koyma süreci aslında biraz da hayal gibi. Sık sık seçimlerin olduğu, Bakanların, Müsteşarların, Müdürlerin değiştiği bir ortamda bunu başarmak ise imkansızı başarmak gibi bir şey. Belki bu somut örnek ne demek istediğimi sizlere daha kolay bir şekilde anlatır. Onbir yıllık bir kamu çalışanı olarak bu sürede dokuz bakanla çalıştım. Yine ayni sürede altı müdürle çalıştım. Bilmem anlatabildim mi? Bu sorunlara ek olarak tüm kamu sisteminin yaşadığı diğer sorunlara ise değinmek dahi istemiyorum.

Neyse gelelim konumuza. Geçtiğimiz günlerde çevrenin iyi yönetilmesinin nasıl bir kurumla sağlanabileceği ile ilgili sosyal medyada fikrimi paylaştım. Paylaştığım:

“Çağdaş ülkelerde çevre, bağımsız "Çevre Koruma Ajansı" ile yönetilmektedir. Ülkemiz için idealinin de bu olduğunu düşünüyorum. Böyle bir oluşum olana kadar ayrı bir "Çevre Bakanlığı" ilk aşamada olumlu görülebilir. Ancak adı geçen "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı" şu andaki oluşumdan daha kötü bir oluşumdur. En somut örneği Türkiye'de görülebilir.
Çözüm odaklı düşünülürse, Çevre, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı bu geçiş dönemi için en ideal çözümdür.
Ama tüm bunlardan önemlisi, hükümettekilerin asıl niyetinin ne olacağıdır. ÇEVRE, bizim için bir öncelik midir, değil midir?”

Bu fikrimi destekleyen veya eleştiren görüşler geldi. Aslında böylesi bir konuda bu tip tartışmaların olması güzel. Zaten bu fikirlerin tartışılması ve tartışılarak en doğru seçeneğin bulunması gerekir diye düşünüyorum. Bu konudaki detaylı fikirlerimi ilerleyen günlerde yine yazmayı düşünüyorum.

Son olarak yazdıklarım tamamen benim kişisel görüşlerimdir, kendi doğrularımdır ve kendimi bağlamaktadır.

Kısa sürede yeni yazılarımı yazma dileğiyle....

İA

Comments

Popular posts from this blog

ÇEVRE YÖNETİMİ İÇİN NASIL BİR KURUM

Ülkemizde her geçen gün artan çevre sorunlarına çözüm bulunması adamızın geleceği için çok önemli. Bu çevre sorunlarının çözülebilmesi için yasal mevzuata ek olarak, bu mevzuatı hazırlayacak ve uygulayacak iyi bir kurumsal yapı olması gerekli. Ancak ne yazık ki, tüm kamu sektöründe yaşanan yapısal sorunlar, çevre sektörünün yapılanmasında da görülmekte. Biraz geçmişe bakarsak, ülkemizde ilk Çevre Yasası 1989 yılında çıkmış, Çevre Koruma Dairesi ise, bu yasayı uygulaması amacıyla 1990 yılında kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla, eski Çevre Yasalarının yürürlükten kaldırılmaları ile 1997 ve en nihayetinde 2012 yıllarında yeni Çevre Yasası yürürlüğe girmiştir. Tabii yaklaşık 24 yıllık serüvende, yasanın temel uygulayıcısı konumundaki Çevre Bakanlığı ise çok daha uzun bir yolculuk yapmış ve genellikle zayıf bir Bakanlık olarak kalmıştır. Mevcut siyasi yapı nedeniyle “Çevre”, kurulan her hükümette, bazı örnekler verecek olursa, Spor, Gençlik, Turizm, Ekonomi, İçişleri ve Sağlık gibi konul...

Belediyelerimiz

Kış mevsiminde yağan bazı sağanak yağışlar sonrası yine bildik su taşkını görüntüleriyle karşılaştık. Yaşanan su baskınlarına son örnek geçtiğimiz ay Girne bölgesinde yaşanan su taşkınları verilebilir. Konuyla ilgili fotoğraflar sosyal medyada bolca paylaşıldı. Bu görüntüleri sadece Girne bölgesinde değil, farklı zamanlarda diğer belediyelerimizde de görmek mümkün. Genelde yetersiz altyapılar nedeniyle yaşanan su taşkınları, kuraklık yaşayan bir ada için çok acı aslında. Yıl genelinde yaşanan su kıtlığının azalması için yağmura ihtiyaç duyan adamızda, neredeyse her yağmurda yaşanan su taşkınları nedeniyle vatandaşlar olarak bizler yağmur yağmasın diye dua edecek duruma geldik. Bir kentin birçok altyapısını projelendirme ve uygulama yetkisini yasalarla alan belediyelerimiz, ne yazık ki iş uygulamaya gelince bu konuda sıkıntılar yaşamaktadır. Kanımca bunun sebebi sadece yaşadıkları mali sıkıntılar değil, Başkanların önceliklerinin altyapı olmamasıdır. Birçok Belediye Başkanına göre a...

Let’s Do It- “Hade temizleylim” !!!

Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre günü “Let’s Do It” “Hade Yapalım” çöp temizlik kampanyası ile kutlandı. Kişisel olarak temizlik kampanyalarının farkındalık yarattığına inanan birisi değilim. Özellikle tamamıyla gönüllülük ilkesine göre yapılan bir kampanyada katılımcıların etraflarına çöp atan kişiler olmadığını düşünmekteyim. Ancak çevreyi seven ve elinden geldiğince korumaya çalışan bir kişi olarak böyle bir kampanyaya katılmamak elimde değildi açıkcası. Sonuçta iyisiyle kötüsüyle” let’s do it”, yani “hade yapalım” temizlik kampanyasını tamamladık. Estonya’da başlatılan ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yapılan temizlik kampanyasına böylece bu sene ülkemiz de katılmış oldu. Sayıları binleri bulan gönüllüler, yolları, plajları ve tarihi eserleri ellerinden geldiğince temizlediler. Bu organizasyona katkı koyan sivil toplum ve kamu kurum ve kuruluşlardaki tüm arkadaşlara gönülden teşekkürler. Bir teşekkür de organizasyon komitesindeki arkadaşlara. Biliyorum ki sabah akşam demeden saatleri...