Yaz geldi gidiyor ve herkes sıcak havalardan
şikayetçi. Sosyal paylaşım sitelerinde birçok sıcaklık değerleri paylaşıldı. KKTC’de
ilk kez Çalışma Bakanlığı belli saatlerde güneş altında çalışılmasını
yasakladı. Ama aslında biz çevre bilimciler için sıcaklıkların artması pek de
süpriz değil, hatta öngörülen birşey.
İklim değişikliği tartışmalarının çıktığı ilk
dönemlerde bilim dünyası ikiye bölünmüştü. Çevreciler başını çektiği grup iklim
değişikliğinin bir gerçek olduğunu ve buna sebep verenin ise biz insanlar
olduğunu iddia ederken, karşı grup ise bunun aksine iklim değişikliği
olmadığını iddia etmekteydi. Ancak artık günümüzde yapılan yeni birçok bilim
çalışma ile iklim değişikliği bilim dünyası tarafından da kabul edildi. Hatta
öyle ki uluslararası antlaşmalarla küresel ısınmayı belli bir seviyede tutmayı
hedeflediler ve bu konuda önlemler almaya başladılar.
Özellikle AB ülkeleri iklim değişikliği
nedeniyle öncellikle sera gazı emisyonlarını azaltma yönünde çalışmaya
başladılar. Bu amaçla emisyonları azaltmak için fosil yakıtlar yerine
yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Enerji
tasarrufu konusunda sistemler geliştirilmiş, hatta bunlar yasal zorunluluk
haline getirilmiştir. Özellikle bir başka sera gazı emisyonu kaynağı olan ulaşım
araçlarıyla ilgili yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Bunun yanısıra iklim değişikliği olacağı
gerçeğiyle çoğu ülke bazı önlemler almaya başlamıştır. Örneğin iklim
değişikliği sonucunda yağış rejiminin değişmesi beklenmekte. Bu nedenle artık
ülkeler altyapılarını değişen yağış rejimini gözönünde bulundurarak
yapmaktalar. Bir başka beklenen etki buzulların erimesiyle deniz suyu
seviyesinin yükselmesidir. Bu nedenle bazı ülkeler sular altında kalacaklarını
öngördükleri alanara yapılaşma izni vermemektedirler. Bazı ülkeler ise
yükselmeye karşı önlemler almaya çalışmaktadır. Bir diğer önemli etkisi ise
içilebilir ve kullanılabilir su kaynaklarına ve dolayısıyla tarıma olacaktır.
Yine bu konuda da gelişmiş ülkeler önlemler almaya başlamışlardır. Özellikle
tarımda iklim değişikliğine uygun tarımsal ürünlere geçiş çalışmaları yapan
ülkeler mevcuttur. Ormanlar başta olmak üzere, biyolojik çeşitliliğin korunması
için gerekli önlemler alınmaya başlanmıştır. Özetle; iklim değişikliği ile konuların
enerji, kalkınma, şehirleşme, ulaştırma, tarım ve daha pek çok politika alanı
ile iç içe ele alınmaya başladığını görebiliyoruz. Bu arada iklim değişikliği
ile ilgili çalışamaların da artmasıyla Dünya’nın birçok ülkesinde vatandaşların
iklim değişikiği ile ilgili konularda farkındalığının arttığı ve politikalara
da katılımının çoğaldığı söylenebilir. Ancak ne yazık ki bu tip uygulamaları
ülkemizde şu anda görmek mümkün değil! Zaten planlama noksanlığı çeken bir ülke
olarak iklim değişikliği ile ilgili bir planlamamız da yok. Ayrıca toplumun
konuyla ilgili farkındalığının da çok yüksek olduğunu söylemek zor.
Bugün iklim değişikliği ile ilgili yeni
uluslararası antlaşma üzerinde çalışmalar devam ediyor. Ekim ayında
Hırvatistan’da iklim değişikliği paneli toplantısı var. Aslında bu çalışma,
bizleri Kasım-Aralık 2015’te Fransa’nın Paris kentinde yapılacak iklim
zirvesine (COP 21 veya CMP 11) hazırlamakta. Örneğin geçtiğimiz haftalarda ABD
Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile Beyaz
Saray’da biraraya geldi. Görüşmenin öncelikli gündem maddesi iklim değişikliği
oldu. İki lider görüşmenin ardından Oval Ofis’te yapılan kısa basın
toplantısında yıl sonunda Paris’te düzenlenecek İklim Zirvesinin başarıya ulaşması
gerektiğine vurgu yaptı. BM İklim Değişikliği Konferansı ile yasal
bağlayıcılığı olan uluslararası yeni bir iklim değişikliği protokolü üzerinde
anlaşılması hedefleniyor. Müzakereler sera gazı emisyonlarının azaltılması ve alınabilecek
diğer önlemler üzerine sürmekte.
Gelelim yazımızın başlık konusuna. Ee acaba bu havalar daha ne kadar böyle
sürecek diye sorarsak? Cevap belli. Sıcaklıklar artmaya devam edecek. Bu
nedenle bizler de, Kıbrıslılar olarak, bu sıcaklara uyum sağlayacak şekilde kendimizi
hazırlamamız gerekiyor. Burada hem bireylere, hem de kurum ve kuruluşlara önemli
görevler düşmekte. Öncellikle sera gazı emisyonlarını azaltmak için çevre dostu
enerjilere geçmek şart. Örneğin hükümetlerin şu anki durumun aksine, yenilenebilir
enerji türlerini desteklemesi çok önemli. Ulaştırma konusunda toplu
taşımacılığın geliştirilmesi atılabilecek bir başka önemli adım. Ayrıca kısa
mesafelere yürüyerek veya bisikletle gidilebilmesi için gerekli planlamaların
ve altyapıların yapılması gerekiyor. Bu konuda ise belediyelerimize önemli
görevler düşmekte. Şirketlerimiz ise enerji ve doğal kaynak kullanımı konusunda
verimliliklerini artırmalı.
Peki biz bireyler ne yapabiliriz? Unutmayalım ki küçük adımlar birlikte
atıldıklarında büyük adımlar olabiliyor. Örneğin evlerimizde ve çalıştığımız
yerlerde enerji ve su tasarrufu yapmak, atıklarımızı geri dönüştürmek, daha çok
hareket ve daha az tüketim ile bizler de karbon ayak izimizi küçültebiliriz.
Son olarak iklim değişikliği senaryolarında Kıbrıs adasının en çok etkileneceği
bölgede olduğunu biliyoruz. Senaryolara göre Kıbrıs ileride çölleşme riski
altında. Bu gerçekle gerekli önlemleri şimdiden almak ve gelecekte daha
kötüsüne alışmamız gerekiyor.
Comments
Post a Comment